Hüseyin Seymen

​30. Berhan Kaptan ve manevrası.

27-01-2017

“Yiğit namı ile anılır” diye, Türkçemizde bir deyiş vardır. İşte benim tanıdığım Berhan Kaptan da bu sözü hak edenlerden birisidir.

Berhan Kaptan’ı, Denizcilik İşletmeleri Daire Başkanlığında görev yapmaya başladığımda tanıdım. Denizyolları İşletme Müdürü İrfan Bey “Bir yandan gemi sayımız azalıyor, diğer yandan eski baba kaptanlar emekli olmayarak, genç kaptanların önünü kapatıyor” diye yakınırdı. Gerçekten de o sıra eski kaptanlar (Süvari) 65 yaşına kadar çalışıp, öyle emekli olmayı düşünürlerdi. Berhan Kaptan da önü kapalı, terfi bekleyen 2’ci kaptanlardandı. Sonra birden bir devrim oldu. Eski baba süvariler kızağa alınmaya başladı. Berhan Kaptan’ın şansına “Ankara” feribotu düşmüştü.
Antalya Liman İşletmesi Müdürlüğünde görev yaptığım dönemde, Yugoslavya’da iç harp başlamış, Avrupa’dan ülkemize gelecek vatandaşlarımız, İtalya üzerinden, yurda gelmeyi tercih ediyorlardı. İtalya’da iki limana, Denizyolları Feribotları’nın seferi vardı. Bunlardan en önemlisi Venedik limanıydı. Venedik şehri ile asırlara dayanan bir ticari bağımız da bulunduğundan, Anadolu- Venedik hattı, daha çok tercih ediliyordu. İkinci tercih edilen, İtalya’nın“Brindizi” limanı idi. Burası daha tenhaydı ve Avrupa’yı birbirine bağlayan oto yola yakın olduğundan; çabuk gelmek isteyenlerin tercih ettiği bir hattı. Brindizi- İzmir veya Brindizi- Çeşme feribot seferleri yapılıyordu.
Antalya şehri, İç ve orta Anadolu’ya, mükemmele yakın karayolu bağlantısı olduğundan, Avrupa’da çalışıp da memleketine İtalya üzerinden feribotla gelmek isteyen, İç ve orta Anadolulu yurttaşların kullanmak istediği bir yerdi. Bu yurttaşlar Venedik- Antalya feribotuyla şehrimize geliyorlardı. Bu hattın en önemli gemisi Berhan Kaptan’ın süvariliğini yaptığı “Ankara” isimli feribottu. Berhan Kaptanı, İstanbul’dan biliyor olmama rağmen, Antalya’da daha yakından tanıdım. Berhan Kaptan, adeta işiyle özleşmişti ki “ya Kaptan, seni bu gemiden alırlarsa, sen yaşayamazsın” diye takıldığım zamanlar olurdu. Kaptan aynı zamanda, benden 2-3 sene evvel Kabataş Lisesi’ni bitirmişti. İkimizde Kabataş Lisesi mezunlarındandık. Berhan Kaptan’ın babası da Şehir Hatları İşletmesi’nin kaptanlarındandı.
Berhan Kaptan, yoğun şekilde Antalya- Venedik seferlerini yaptığı sıralarda, yeni evliydi. Eşi Süreyya Hanım, Kaptan’ın yolunu, limanın bitişiğinde bulunan Eğitim ve Dinlenme Tesislerinde beklerdi. Bizim Dinlenme Tesisleri yazın, denizcilerin buluşma ve görüşme yeri olurdu. İlkbahar ve sonbahar aylarında, emekli denizciler gelirler, oluşturdukları gurupla, çok tatlı sohbetler yapardık. Tabi feribotun her hafta limana uğraması, bu emekli olmuş denizcilerden oluşan gurupta, belirli bir heyecan dalgası oluşmasına sebep olurdu.
Berhan Kaptan, feribotunu yolcu rıhtımına yanaştırmadan önce; liman içerisinde, römorkör yardımı olmaksızın, müthiş bir manevra yapardı. Bu manevra esnasında, rıhtım açıklarında dipte bulunan çökeltiler kalkar ve deniz bir ara bulanırdı. Bu durum bizim hoşumuza gider, kaptanı manevra yapmaya, adeta teşvik ederdik. Bize göre çökeltilerin ayaklandırılması, muhtemel bir “topuk” oluşmasını önlerdi.


Emekli olduktan sonra, Berhan Kaptan’ın gemisinden alındığını, bunun üzerine onun da emekliliğini istediğin duydum. Antalya’ya bir küçük ev yaptırmış. Emeklilik yıllarını, burada geçirmeyi düşlemişti. Onun yorgun kalbi, gemi hayatının bitmesini kabul edemedi. Eşiyle birlikte gittiği bir alışverişten döndükten sonra, geçirdiği kalp krizi sonucu, aramızdan ayrıldı.

Yazarın diğer yazıları