SON HABERLER :
Alanyaspor-Denizlispor: 3-2 CHP Antalya İl Başkanı Bayar görevden alındı Antalya'da otelde korona virüs tedbirleri unutuldu      Ekipler kaçak avcılara göz açtırmıyor  Başkan Böcek aylar sonra ilk kez mecliste
Rıfat Ilgaz anlatıyor...
Antalya Ekspres

Yıl 1979...  Yazar Osman Şahin, Türk mizahının ustalarından şair ve romancı Rıfat Ilgaz ile bir söyleşi yapar.

Beş yıldır İstanbul'dan uzakta Kastamonu Cide'de yaşayan Rıfat Ilgaz, bir film anlaşması yapmak için İstanbul'a gelir. Senarist-oyuncu İhsan Yüce'nin evinde olduğunu öğrenen Osman Şahin, söyleşisine başlar. İşte söyleşiden altını çizdiğim satırlar:

- Sayın Hocam, yazmaya ilkin nerede, nasıl başladınız?

"Yazmak için ilkokulda belki hocamızın zoruyla bir iki deneyim yapmışımdır. Harbiyeli bir öğretmenimiz vardı, zorla bize yazı yazdırırdı. Aşağı yukarı devlet zoruyla yazmak gibi bir şeydi bu. Biraz babamın yardımıyla, biraz da kendi çabamla yazmaya çalıştım."

* * *

Ortaokulda Türkçeden hep iyi notlar alır. Okuma derslerinde, öğretmen bazı sözcüklerin anlamını sorduğunda hep onun parmağı kalkar ve sınıf birincisi olduğu için hep sıranın başında oturur.

Aruz veznini de öğrenen öğrenci Rıfat, 1926 yılında 15 yaşlarındayken Yahya Kemal, Faruk Nafiz, Halit Fahri gibi tanınmış şairlerin şiirlerini okur ve başlar aruz vezniyle şiirler yazmaya. Şiirlerini baba dostu Yusuf Niyazi'nin Çide'de çıkardığı Nazikter adındaki gazeteye gönderir.  İster yayınlansın, ister yayınlanmasın o hep gönderir. Yusuf Niyazi, şiirlerini çok beğenir ve onun için ‘Bir Çiçek’ adlı köşe ayırır. 1927 yılında 16 yaşındayken Orhan Seyfi'nin İstanbul'da çıkardığı Ses dergisinde ‘Der’ adında bir şiiri yayınlanır.

* * *

- Behçet Necatigil, Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü kitabında sizin için o yıllarda Açık Söz gazetesinde şiirlerinizin yayınlandığından söz ediyor.

“Liseden sonra muallim mektebine geçtim. Okula gelip giderken gazeteye uğrar, şiirlerimi bırakırdım. Hemen her hafta orada şiirlerim yayınlanırdı. Yıl 1927 idi ya da 1928. O yılların Temmuz ayında Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati ile Faruk Nafiz bir heyet halinde Kastamonu'ya gelmişlerdi. O gün Açık Söz gazetesinde ‘Sazımı Çalana’ isimli bir şiirim yayınlanmıştı. Şiirimi Faruk Nafiz okuyup beğenerek sormuş ‘Kim bu adam’ diye. Benim lisede öğrenci olduğum söylenince, derhal lise müdürünü çağırtıp bulunup getirilmemi söylemişler. Olanlardan habersiz okulun bahçesinde arkadaşlarla çelik çomak oynuyorduk. Okulun hademesi geldi, üstüm başım toz toprak içinde, Mustafa Necati ile Faruk Nafiz'in karşısına çıkarıldım. "İşte Sazımı Çalan şiirinin sahibi bu" dediler. Ben o zamanlar yapı itibariyle çocuk yaşta ve küçüktüm. Mustafa Necati beni görünce "Bu çocuk mu?" diye şaşırdı. Herkes gülmeye başlamıştı. Faruk Nafiz bir şair olarak bana gülüşlerine dayanamamış olacak ki aldı Açık Söz gazetesini ve buruk sesle şiiri okumaya başladı. Öyle de güzel okudu ki, şiir benim bile hoşuma gitti."

"Bizim Yusuf Niyazi, o zamanlar Kastamonu'da Çalçene isimli gerçekten bir vilayet için çok değerli bir mizah dergisi çıkardı. Önlü arkalı iki sayfaydı ve karikatürü bile vardı. Ben orada hem manzum, hem de düz yazı olarak birkaç tane mizah yazısı yazardım. Ve o iş 1946-47-48'lere kadar sürdü. Yani mizaha başlayış yaşım Marko Paşa'dır diyemeyecek kadar Çalçene dergisinde çalışmışlığım vardır."

* * *

Daha sonra 1968'de ilk romanı  ‘Karadeniz'in Kıyıcığında’ ve ‘Karartma Geceleri’ni yazar.

"Sene 1973-74'leri bulmuştu. O yılın romanlarını Cumhuriyet gazetesinde değerlendiren Konur Ertop, sıra benim ‘Kararma Geceleri’ne gelince geçiştirme kabilinden şöyle bir cümle kullanıyor: "İşte bu roman da şu günlerde 12 Mart'a özgü hapishane modasına uyularak yazılmış romanlardan biri..." Bu üstünkörü geçiştirme öteden beri İstanbullu belli bir yazar grubunun bana karşı sürüp gelen davranışlarının en canlı belgelerinden biridir. Belli ki yazar, 12 Mart dönemini anlatan romanlardan biri olarak görüyordu benim kitabı. Oysa bu romanı ben ta 1968'lerde yazıp bitirmiştim. Ama işin aslını araştırmadan, romanı azıcık olsun okumadan bir iki cümlede insanı karalamanın kolay olduğu bir dönem işte."

* * *

- Elli yılı aşan bu yoğun sanat-edebiyat yaşamınızda sizi etkileyen bir iki olaydan söz eder misiniz?

"Hababam Sınıfı'nı Ulvi Uraz, Küçük Sahne'de sahnelerken ben, izleyicileri gider en arkadan seyrederdim. Bir salon dolusu insanın aynı anda gülüp gene aynı anda düşünüp susuşu bir sanatçı olarak beni etkilemiştir; ama bizim gibi geri bıraktırılmış bir ülkede mutlulukları duymak her zaman sanatçıların hakkı olmuyor. Sınıf adlı şiir kitabım toplatıldığında bileklerime kelepçe vurulup mahkemeye götürülürken de çok etkilenmiştim; ama bu defaki bir ara etkilenmeydi. Bu acı içindeyken bile övündüğün anlar oldu."

* * *

Oğlu Aydın Ilgaz'a adanan Saray şiirinde şöyle der:

"Sen otellerde benim konuğum

Bense dar günlerde senin evinde...

Kim ne derse desin

Saltanatımız baba oğul

Sürüp gidiyor işte.

Ne saray, ne yalı, ne köşk,

Ne bir dairecik, kooperatiften...

Ne Bebek sırtlarında bir çadır,

Bir gecekondu da yok, memleket işi

Taşlıtarlalarda...

Diyelim ki elden düşme bir Ford,

Kilometresi üç kez silinmiş...

Dört tekerim de olmadı bugüne kadar,

Ayaklarımı yerden kesecek!

Son sözümü henüz söylemeden

İşte geldim gidiyorum,

Altımda bir kara tabut!

Tacım tahtım sana emanet!”

ANTALYA EKSPRES

Antalya’nın en iyi yerel gazetesi

Antalya EKSPRES Gazetesi 12/12/1983 tarihinde yayın hayatına başladı. Değişmeyen ilkeleri ile aralıksız yayınlanan Antalya Ekspres, tarafsız, özgür ve objektif gazetecilik anlayışını benimseyen cumhuriyetçi, yurtsever, milliyetçi, halkçı ve Atatürkçü bir gazetedir.

Tüm hakları saklıdır. 2017 © Antalya Ekspres
404 Page Not Found