SON HABERLER :
 DMD hastası Mehmet Ali'nin karne sevinci  Beş aydır yanmış evde yaşamaya çalışıyorlar  Alanya'da yerleşik İranlılar yas tuttu Esnafa indirimli internet talebi Ümit Uysal: Kaleiçi ahlakı oluşturmalıyız
Dış politikada denge arayışları
Antalya Ekspres

Büyük güçler arasında denge siyaseti gütmek Türkiye’nin geleneksel dış politika anlayışının bir parçasıdır. Orta büyüklükte bir ülke olarak güvenliğimize yönelmiş tehditleri bertaraf etmede ve ulusal çıkarlarımızı gerçekleştirmede kendi imkânlarımızın yeterli olmadığı durumlarda diğer ülkelerle işbirliği yapmak normaldir. Üzerinde oturduğumuz coğrafyanın küresel aktörlerin emperyalist çıkarları bağlamında taşıdığı değer göz önüne alındığında denge politikasının Türkiye için ne kadar hayati olduğu anlaşılır. Osmanlı İmparatorluğu zamanında uygulanan bu strateji Cumhuriyetle birlikte aynen devam etmiş, muhtemelen önümüzdeki yıllarda da devam edecektir. Kurtuluş Savaşı sırasında Batılı emperyalist güçleri Sovyetler Birliği, İngiliz ve Yunanları ise Fransa ve İtalya üzerinden dengelemek Cumhuriyetin kurulmasını mümkün kılan en önemli sebepler arasındadır.

İki dünya savaşı arası dönemde emperyalist Batılı güçleri Moskova üzerinden dengelemek stratejisi yerini İkinci Dünya Savaşı sırasında aktif-tarafsızlık politikasına bırakmıştır. Sovyetler Birliği'nden kaynaklanan tehdidin yaşamsal boyutu karşısında Türkiye NATO’ya katılmış, Berlin Duvarı’nın çöküşü ve Sovyetleri Birliği’nin dağılmasına kadar geçen sürede NATO üyeliği Türkiye’nin en önemli güvenlik garantisi olmuştur.

Her geçen gün daha görünür hale gelen çok-kutuplu dünya düzeninde Türkiye mutlaka bir bloğun parçası olmak zorunda değildir. Bütün küresel ve bölgesel güçlerle ulusal çıkar odaklı ve faydacı ilişkiler geliştirmek şu an için çok daha mümkündür. Bloklar arası geçişkenliklerin hızlandığı ve birbirinden tamamen farklı özelliklere ve güç kapasitelerine sahip ülkelerle faydacı ve kısa vadeli ilişkiler kurulabildiği günümüzde ‘Türkiye kategorik olarak şu blok içinde yer almalı ve şu ülkeleri tehdit olarak tanımlamalıdır’ diyemeyiz. Dünyanın dengesinin Trans-Atlantik coğrafyadan Trans-Pasifik coğrafyaya kaydığı günümüzde neredeyse bütün ülkeler çok-taraflı ve çok-boyutlu dış politikalar uyguluyor. Türkiye de bunlardan biri.

Bu tarz politikaları takip ederken ve ideal dengeyi kovalarken Türk karar alıcıların dikkate almaları gereken bazı noktalar var. Birincisi, küresel güçlerden birini diğerlerine yeğlemek doğru olmaz. ABD, Rusya ve Çin’le geliştirilecek ilişkiler birini diğerlerine tercih eder mahiyette olmamalıdır. Bu üç küresel güç Türkiye’ye oldukça faydacı bir açıdan bakmakta ve aralarındaki rekabet ilişkisinde Türkiye’yi karşı bloğu zayıflatmak çerçevesinde değerli görmektedir. Rusya için önemli olan genel olarak Batı Bloğu özel olarak da NATO içinde gerginlik ve çatlakların ortaya çıkması ve Türk-Amerikan ilişkilerinin kötü seyretmesidir. Ankara ile Washington ve Ankara ile Avrupalı başkentler arasındaki ilişkiler ne kadar gergin olursa bu Rusya için o kadar evladır. Diğer taraftan ABD için önemli olan her ne surette olursa olsun Türkiye’nin ABD'nin politikalarıyla uyumlu davranması ve kendisinden beklenen sadık müttefiklik rolünü oynamaya devam etmesidir. Her iki ülke de Türkiye’nin kendi başına hareket eden otonom bir güvenlik aktörü olması fikrine sıcak bakmazlar.

Türkiye’nin yapması gereken her iki aktöre de mesafeli yaklaşmak ve aralarındaki ihtilaflardan olabildiğince yararlanmaya çalışmaktır. Rusya ve Amerika’nın aralarında anlaşıp iyi polis-kötü polis oynadıkları senaryo Türkiye için en kötüdür. Bir tarafa aşırı yaslanmak ise Türkiye’yi yaslandığı tarafa karşı aşırı bağımlı kılar.

Çin ise bütün ekonomik gücüne ve dünya siyasetinde her geçen gün artan etki kapasitesine rağmen Türkiye için stratejik tercih olma noktasından uzaktır. Çin pazarından daha fazla pay elde etmek ve Çin sermayesiyle, Çinli turistleri ülkemize çekmenin ötesinde Çin’in Türkiye için önemi şu an için sınırlıdır. Ne ABD, ne Rusya ne de Çin’le geliştirilen ilişkiler Türkiye’nin belli bir ülkeler topluluğuna ait olma yönündeki kimliksel ihtiyacını gidermez. Her üç küresel aktör de dış politikalarında sert güç unsurlarını, reel politik pratikleri ve nüfuz bölgesi mantığını merkeze koyan aktörlerdir ve son kertede kendi bölgesinde zayıf, içerdeki sorunlarını tam olarak çözememiş ve devamlı surette dış desteğe muhtaç bir Türkiye görmek isterler.

İkincisi,  Türkiye’nin dış politikada etkili olduğu ve bölgesel ve küresel aktörlerle nispeten sorunsuz ilişkilere sahip olduğu zamanların Türkiye-AB ilişkilerinin olumlu seyrettiği zamanlara denk geldiği gerçeğinin kabul edilmesi gerekir. Ne ABD, ne Rusya ne de Çin Türkiye’nin doğal müttefikleri olabilir. Ama Avrupalı ülkelerle Türkiye arasındaki ilişkiler hem derin tarihi geçmişe sahip hem de ileri seviyede kurumsallaşmış ilişkilerdir. Türkiye’nin hem sert hem de yumuşak güç kapasitesi bağlamında güçlü olduğu zamanlar Türkiye-AB ilişkilerinin iyi seyrettiği zamanlardır. Birbirine komşu coğrafyalarda yer alan Türkiye ve AB benzer güvenlik tehditlerine maruzdurlar.

Diğer taraftan hem AB ülkelerinin hem de Türkiye’nin daha güvende hissetmesi iki taraf arasındaki ilişkilerin olumlu seyretmesine bağlıdır. Zayıf bir Türkiye AB için güvenlik tehlikesi oluştururken, zayıf bir AB de Türkiye’nin diğer küresel aktörlerle kuracağı ilişkilerinde elinin zayıflamasına neden olur. Türkiye için önemli olan AB üyeleriyle sürdürülebilir ve öngörülebilir işbirliği odaklı ilişkiler içinde olmaktır. AB üyeliği fetişizminden uzakta AB’ye yaklaşmak gerekir. Dış ticaret ilişkisinin yarısına yakınını AB ile yapan Türkiye’ye gelen doğrudan dış yatırımların da neredeyse dörtte üçü AB kaynaklıdır. Kimliksel hezeyanlara kapılmadan ve dini ve medeniyetsel şablonların dışında AB’ye bakmak gerekir. İnsan haklarını önceleyen liberal demokratik değerlerle ekonomik ve güvenlik çıkarları merkeze alan bir bakış açısıdır ihtiyacımız olan. Türkiye’nin yalnızlık hissinin azalmasında ve çok-kutuplu dünyada ayakları daha sağlam yere basar bir ülke olmasında AB ile geliştirilecek ilişkiler, ABD, Rusya ve Çin’le geliştirilecek ilişkilerden çok daha önemlidir.

ANTALYA EKSPRES

Antalya’nın en iyi yerel gazetesi

Antalya EKSPRES Gazetesi 12/12/1983 tarihinde yayın hayatına başladı. Değişmeyen ilkeleri ile aralıksız yayınlanan Antalya Ekspres, tarafsız, özgür ve objektif gazetecilik anlayışını benimseyen cumhuriyetçi, yurtsever, milliyetçi, halkçı ve Atatürkçü bir gazetedir.

Tüm hakları saklıdır. 2017 © Antalya Ekspres